YORUM | Futbol evine değil, İngiltere futbola dönüyor

Kategori : Dünya Kupası 2018

YORUM | Onur Özgen @ozgenonur


Tarihi boyunca penaltı atışlarını kullanamayan bir ülke olarak nam salan İngiltere’nin, bu konudaki bayrak ismi Gareth Southgate’dir. Çünkü herkesin bildiği gibi İngiltere’de “futbol evine dönüyor” sloganıyla düzenlenen Euro 96’da, ezeli rakip Almanya’yla oynanan yarı final maçındaki seri penaltı atışlarında kendileri adına son penaltıyı kaçırıp, İngiltere’nin elenmesine neden olmak ona nasip olmuştu.

Olayın ardından annesinin bile, “Canım, neden topa daha sert vurmadın ki?” sorusuyla karşılaştı Southgate. Ya da Euro 96’dan kısa süre sonra evlenip balayına gittiği Bali’de Budist bir keşişle tanıştı. Southgate ve eşi, aralarında mistik bir sohbetin geçmesini beklerken, keşiş Southgate’in yüzüne dikkatle baktı ve bir anda aydınlandı: “O sensin! Sensin, değil mi? İngiltere! Penaltı kaçıran adam!” Southgate, hayatı boyunca bu olayla anılmaktan kurtulamadı.

Gareth Southgate | England - Germany

Dün geceyse, futbolun cilvesine bakın ki, İngiltere, makus talihini Southgate’in yönetiminde yendi ve Dünya Kupası tarihinde ilk defa seri penaltı atışları sonucunda galip gelen taraf oldu.

Ve rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Southgate bunu hak etti. Çünkü yaşadığı bütün talihsizliklere ve hayal kırıklıklarına karşın yoluna devam etti. 1996’daki hüsrandan tam 20 yıl sonra futbolu bıraktığı Middlesbrough’un menajerliğine getirildi. Üç yıl içinde takım küme düşünce görevden alındı. Fakat Southgate için bu bir öğrenme eğrisiydi.

Hocaların hocası Arrigo Sacchi, “Genellikle teknik direktörleri üçe ayırırım,” der, “Dahiler, gelişimciler vardır ama onlardan çok yoktur. Sonra ne yapacağını bilmeyen ama kendini zeki sanan sonradan görmeler, yenilgiye mahkûmlar vardır. Bir de bildiğiniz eski kafalı, klasik ama modası geçmiş gelenekselciler vardır.”

Middlesbrough’dan kovulduktan sonra dünyayı dolaşmaya başlayan ve farklı antrenörlük tekniklerini inceleyen Southgate, kesinlikle ilk kategoriye ait. Dört sene içerisinde İngiltere U21 Takımı’nın başına getirildiğindeyse, teknik direktörlüğün neredeyse yarısını keşfetmişti: “Zaman içerisinde giderek daha çok fark ettiğim şey, insanların kendine özgünlüğü ve her birine nasıl farklı şekilde davranılması gerektiğidir.”

Eric Dier Gareth Southgate

Southgate’in bu sözleri, oyuncu yönetimi hakkında çok şey anlatıyor. Taktik anlamdaysa son derece yenilikçi ve açık fikirli olduğunu söyleyebiliriz. Eylül 2016’da İngiltere’nin başına getirildiğinde yardımcısı Steve Holland ile verdikleri ilk karar, kendinden önceki teknik direktörlerin kullandıkları sistemlerin dışına çıkmaları gerektiğiydi.

Fakat Sam Allardyce’ın rüşvet skandalının ortaya çıkmasının ardından göreve apar topar getirildikleri ve önlerinde geçmeleri gereken bir eleme grubu olduğu için Southgate devrimi erteledi. Holland o günleri Guardian’ a şöyle anlatıyor; “Gareth akıllı bir adam ve devrim niteliğinde adımlar atmak için henüz erken olduğunun farkındaydı. Elemeleri geçmek için kısa vadede sonuç alabilecek kararlar almanın zamanıydı. Roy Hodgson ve Sam Allardyce 4-3-3 sistemini kullanıyordu, biz bunu modifiye edip 4-2-3-1’e geçtik. Amacımız forvetlerimizi bir oyun kurucuyla biraz daha desteklemekti.”

Elemelerin sonundaysa İngiltere hiçbir maçını kaybetmeden Dünya Kupası’na katılmaya hak kazandı. Ama ne Southgate ne de Holland durumdan tamamen tatmindi. İki antrenör, Konfederasyon Kupası için dört hafta Rusya’da kalmışlardı. Ve Soçi’de bir akşam yemeğinde, Dünya Kupası’nda üçlü savunmaya geçme kararı aldılar.

Steve Holland Gareth Southgate

Bu kararlarını en çok etkileyen şeyse Antonio Conte yönetimindeki Chelsea’nin 3-4-3 formasyonuyla o sezonu çok baskın bir şekilde kazanmasıydı. Oyunculuk döneminde Terry Venables ve Glenn Hoddle ile birlikte üçlü savunmada oynamaya alışık olan Southgate de Holland ile birlikte bu sistemin İngiltere için en iyi seçenek olacağını kararlaştırdı.

“Bize hem çok gol yedirmeyecek hem de topa sahipken oyunu daha fazla kontrol etmemizi sağlayacak şeyin ne olabileceğini düşündük. İki etken vardı,” diyor Holland, “Konfederasyon Kupası’nda Almanya, Portekiz, Meksika, Şili gibi iyi takımların maçlarını izledik. Bu takımlara karşı nasıl oynamamız gerektiğini hayal etmeye çalıştık ve bazı kararlar verdik. Bunlardan biri üçlü savunmaydı. Bu şekilde hem toplu hem de topsuz oyunda daha iyi olacağımızı hissettik.”

Aynı zamanda Conte’nin Chelsea’deki yardımcılarından biri de olan Holland, “Chelsea’yle ligi 3-4-3 ile kazanmıştık. Orijini sağ bek olan Cesar Azpilicueta’yı sağ stoperde, Gary Cahill’i sol stoperde, ortalarında da David Luiz’i oynatmıştık. Bunu İngiltere’de ilk denediğimiz maç, Mart 2017’de Almanya’yla yaptığımız hazırlık karşılaşmasıydı. Maçı kaybetmiştik, ama makul bir performanstan çok daha fazlasını sergilemiştik. Bir sonraki aşama, orta sahada dengeyi nasıl sağlayacağımızdı. İyi forvetlerimiz vardı ve eğer 3-3-2-2 oynarsak, bunlardan biri değil ikisi sahada olabilirdi. Bunu da hallettikten sonra, bakmamız gereken tek şey, iyi kanat beklerimiz olup olmadığıydı. Ve en sorunsuz olduğumuz bölge burasıydı. Elimizde her tipte kanat bekleri vardı.”

Kyle Walker England Colombia 07/03/18

Southgate’in radikalliği ise formasyonu ve rolleri belirledikten sonra, oyuncuları seçerken ortaya çıktı. Örneğin Manchester City’de sezonun en iyi sağ bek performansını gösteren Kyle Walker’ı sağ stopere çekti. Holland ise bu konuyu daha farklı bir şekilde ele alıyor; “Bu yıl Manchester City’i birçok defa izledik. Walker, City’de Tottenham’daki önceki üç sezonundaki gibi oynatılmadı. Bütün oyunu taç çizgisinin 30-40 metre aşağısında geçirmedi. Aynı zamanda rakiplerin kontra ataklarını da kontrol etti. Biz de ondan rakip forvetlerin arkasında oynamasını istemiyoruz. Aslında milli takımda da City’de oynadığı pozisyonla aşağı yukarı aynı bölgede oynuyor.”

Böylece kadroda hem Kyle Walker’a hem de Kieran Trippier’e yer açıldı ve stoperde Walker’ın hızından ve oyun kuruculuğundan, kanat bekte de Trippier’in ofansif yeteneklerinden faydalanıldı. Nitekim turnuva başında herkesin Walker’ın yedeği olmasını beklediği Trippier, son 16 maçları bitiminde Neymar ve Kevin De Bruyne’ün ardından turnuvanın en fazla şut pası veren oyuncusu oldu (12).

Bir diğer radikal Southgate kararıysa, savunmanın ilerisinde tutucu rolünde oynayan Jordan Henderson’ın önünde Tottenham Hotspur’da forvet arkası olarak oynatılan Dele Alli ve Manchester United’da sağ kanatta ya da 10 numarada kullanılan Jesse Lingard’ın box-to-box rolünde kullanılmalarıydı. Alli, sakatlığı sebebiyle ekürisi kadar etkili olamasa ve Panama maçında yerini Ruben Loftus-Cheek’e bıraksa da Lingard, Jürgen Klopp’un elinde harika bir box-to-box’a dönüşen Alex Oxlade-Chamberlain’in boşluğunu mükemmel doldurdu.

Jesse Lingard England Panama 06/24/18

Böylece İngiltere, merkez orta sahasında pasör bir oyuncu olmadan, enerjik isimlerle hem birlikte hareket edebilen hem de çok çabuk bir şekilde rakip kaleye inebilen bir direkt oyun takımı hâlini aldı.

Holland, Mart ayında oynadıkları Hollanda maçında Jake Livermore’un yerine ilk defa ofansif iki 8 numara kullandıklarını ve sonraki maçlarda bu tercihlerinin rakipleri için problem yarattığını gördüklerini söylüyor; “Bizim en ilgimizi çeken şey, son dört maçımızda rakiplerimizin maç içerisinde üç defa diziliş değiştirmek zorunda kalmasıydı. Eğer rakibiniz, sahada yapmaya çalıştığınız şey karşısında problem yaşıyorsa, bu iyi bir işarettir.”

Elbette Premier Lig’e gelen yabancı teknik direktörler de, İngiltere’nin geçmiş yıllara göre çok daha fazla ışık saçan görüntüsünde en az Southgate ve Holland kadar büyük paya sahipler.

İngiltere’nin üçlü savunmaya geçmesini sağlayan Antonio Conte’nin Chelsea’sinin ve ardından Pep Guardiola’nın Manchester City’nin son iki sezonda sergilediği dominant performansların, İngiltere Milli Takımı’nın çekirdeğini oluşturan Tottenham oyuncularının Mauricio Pochettino’yla birlikte geçirdiği dört yılın ve Jürgen Klopp’un Liverpool’unun bu sezon Şampiyonlar Ligi’ni de sarstığı direkt oyunun etkilerini İngiltere’nin maçlarını dikkatli seyreden gözler fark edebilir.

Antonio Conte Pep Guardiola

İngiltere, 1998 Dünya Kupası son 16 turunda Arjantin’e penaltı atışları sonucunda boyun eğerken, Premier Lig’de sadece üç yabancı teknik direktör çalışıyordu: Arsene Wenger, Ruud Gullit ve Christian Gross. Aradan geçen yirmi yılda Wenger sabit kaldı, yanına yeni misafirler eklendi. 2002 ve 2006’da dört, 2010’da yedi yabancı teknik direktörün çalıştığı Premier Lig’in, 2014’teyse yarısı yabancı çalıştırıcılardan oluşuyordu. Bu yıl ise Premier Lig’de yabancı teknik direktörler ilk defa çoğunluğu ele geçirdi ve 13 takımın başında Britanya dışından isimler yer aldı.

Elbette bu antrenörlerin İngiliz futbolunun genel yapısını değiştirmemesi beklenemezdi. Britanyalı antrenörleri de etkilediler. Sam Allardyce, Alan Pardew, Steve Bruce gibi Sacchi’nin deyimiyle “eski kafalı, modası geçmiş gelenekselciler”, yerlerini Eddie Howe, Chris Hughton, Sean Dyche gibi yeni jenerasyondan modern antrenörlere bırakmaya başladı.

Sacchi’nin dediği gibi; “Futbol, tıpkı hayatın kendisi gibi her gün değişiyor. Bu yüzden güncel kalmalı ve gelişmeye devam etmelisiniz ki geri kalmayın. Olduğunuz yerde kalmak, geri gitmekle eşdeğer. Evrensel bir futbol oynamıyorsanız, kazanma şansının hemen dışına çıkıyorsunuz. Modern futbol çok hızlı, hem de uzun zamandır olmadığı kadar. Hızlı değilseniz, size yer yok.”

Gareth Southgate England Colombia 07/03/18

“Her zaman bir ada olmamızın 1945’te bizi kurtardığını söylerim, ama bu durumun o zamandan beri bize bir yararı olduğundan pek emin değilim” diyen Southgate de İngiltere’ye çok uzun zaman sonra evrensel bir futbol oynatıyor. Eksikleri yok mu? Elbette var. Örneğin iyi bir defansif organizasyona sahip olan Kolombiya karşısında, orta sahada üst düzey pas yeteneği olan oyunculara ihtiyaç duydukları açık bir şekilde görüldü. Ama şimdilik çeyrek finaldeler, modern bir oyunları var ve önleri de açık. Yıllardır her turnuvada çok daha gösterişli kadrolarla büyük hayal kırıklıkları yaşayan bir ülke için hiç de fena bir durum değil.

Peki gerçekten futbol evine mi dönüyor? Bu, güzel bir slogan. İngilizler de belli ki çok seviyorlar ve muhtemelen söylediklerinde kendilerini iyi hissediyorlar. Ama aslında böyle bir şey yok. Futbolun hiçbir zaman dönecek bir evi olmadı. İcat olunduğundan beri bir seyyah gibi dünyayı dolaştı durdu ve gittiği her yeri güzelleştiren bir oyun oldu. Ve her zaman onu bulanın değil, en iyi oynayanın yüzüne güldü. Dolayısıyla, futbol hiçbir yere dönmüyor. Tam tersine, İngiltere futbola dönüyor. 

Kaynak: Goal

Öneriler Haberler

Semih Şentürk’ten transfer ve Fenerbahçe açıklaması

PUAN DURUMU GRUP A GRUP B GRUP C GRUP D GRUP E GRUP F GRUP G GRUP H 1

Read More...

Mbamba ve Abdülkerim Denizlispor’da

Spor Toto 1. Lig’de yeni sezonda şampiyonluk iddiasıyla kadro kurmaya çalışan Denizlispor, Ankaragücü’nden Kamerunlu orta saha oyuncusu Kibong Mbamba

Read More...

Trabzonspor’da sakatlanan Castillo’nun durumu ciddi

PUAN DURUMU GRUP A GRUP B GRUP C GRUP D GRUP E GRUP F GRUP G GRUP H 1

Read More...

Bir Cevap Yazın

Mobile Sliding Menu

%d blogcu bunu beğendi: